Macaristan Seçimleri

 12 Nisan'da Macaristan'da uzun süreli Viktor Orban iktidarını değiştiren seçimler, Türkiye'de oldukça yankı buldu. Orban önderliğinde Fidesz partisi 2010'dan bu yana iktidardaydı; öncesinde 1998-2002 arası iktidarı da var, bu haliyle Orban Macaristan demokratik tarihinin en uzun süre görevd kalan başbakanı oldu. Yerine seçilen Peter Magyar ise yine Fidesz'te siyaset yaparken partiden ayrılan, öncesinde çok bilinmeyen, Adalet Bakanı olan eşinin adının karıştığı bir skandal sonrası partiye dair eleştirileri geliştiren, sonra Haziran 2024'te Avrupa Parlamentosu seçimlerinde yükselişe geçerek, küçük bir partiyi kontrolü altına alıp muhalefetin aradığı yıldız haline gelen bir isim.

2017'deki yükselen aşırı sağ yazımdan bu yana, popülizm bağlamında öne çıkan Polonya ve Macaristan'ı takip ederim. Bir kaç yıl önce Polonya'da olan değişim bu kez Macaristan'da oldu; Türkiye'de de böyle bir değişimin olabileceği umudu, muhalif çevrelerde ses getirdi. Bir önceki seçimde ise bu kez iktidar medyası Macaristan seçim sonucunu coşkuyla karşılaşmıştı çünkü o zaman, yine Türkiye'ye benzer şekilde 6 muhalif parti bir arada seçime girip genç Belediye Başkanı'nı aday göstermişti. Orban o seçimde kazanan taraftı. 

Kimi zaman doğrudan eşleştirme yapılsa ve haklılık payları olsa da tabii ki her örneğin kendi dinamikleri mevcut. Macaristan yaklaşık 10 milyonluk bir ülke, çeşitli etnik azınlıklar da özellikle sınır bölgelerinde siyasi bir faktör. Benzerlik ve farklılıklarıyla, genel siyasi eğilimler Avrupa çapında yükselip düşüyor aslında. Tuna'nın ikiye böldüğü Budapeşte, bu kez bir başka nehir metaforu içeren parti eliyle Tisza ile yolunu arıyor. Partinin ismi Tisza, Saygı ve Özgürlük kelimelerinin ilk hecelerinin birleşimiyle oluşan bir kısaltma ve Macaristan mitolojisi için önemli bir nehrin adı.

Orban da sosyalizm-sonrası geçiş süreci tartışmaları içinde yükselen bir figürdü. Yolunu arayan Macaristan için hem I. Dünya Savaşı öncesi dönemlerin özlemi, hem de geçiş dönemini yöneten liberal/sosyal demokrat figürlere tepki, Orban gibi o dönem yeni isimleri öne çıkardı. Bu değişim arzusuyla bilindiği üzere iktidarı süresince anayasayı değiştirdi, Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçimini etkiledi, medya, yargı ve üniversiteler üzerindeki baskısıyla Macaristan siyasetini baştan aşağı değiştirdi. Bunları yaparken bir yandan da Avrupa Birliği üyesiydi; üye olarak AB karşıtlığının sembolü haline geldi. Bu durum tabii AB'nin azalan normatif kapasitesinin de bir göstergesiydi. Örgüt, üyelerine istediği ilkeleri uygulatmakta zorlanıyordu. Rusya'ya yakınlaşan bir üye AB'nin dengesini sarstı.

Macaristan'da yaşananlar, çeşitli kaynaklarda illiberal/liberal olmayan demokrasi olarak adlandırıldı. Yani, liberal demokrasinin araçlarını kullanarak, liberal olmayan bir düzen kurmak; halktan aldığı onayla tek başına yönetmek. Tabii ki "halk", AB yanlısı elitler değil taşradaki sessiz çoğunluktu. Orban Rusya'yla iyi ilişkiler ve eski Macar geleneğini canlandırma eksenlerinde muhafazakar/milliyetçi ekolün sesi oldu. Ekonomide işler iyi gitmedikçe, milliyetçi söylem daha çok öne çıktı. Krize giren liberalizm, iyi işlemeyen küresel piyasalar, azalan refah, itici güç olamayan uluslararası örgütler karşısında içeride yeniden ayağa kalkma, yeniden büyük olma eğilimindeki popülist dalganın tipik özellikleri ortaya kondu. Trump bu dalganın ABD'ye vuran tsunamisiydi. Bu git-gel, en son seçim öncesi ABD Dışişleri Bakanı'nın Orban ziyareti ve desteğiyle taçlanmıştı ama işe yaramadı; belki de ters tepti.

Türkiye ile benzemeyen en önemli noktalardan biri, yeni seçilen liderin genç, Avrupa eğilimli ve umut vaat eden sözleri. Bankacılık ve bürokratik bağlantıları, iş dünyası ve sivil toplumla ilişkileri, yer yer ona dair şüpheleri artırıyor. En nihayetinde radikalleşen bir sağa karşı merkez sağın ılımlı yanını sembolize ediyor. Gittikçe yaşlı hala gelen merkez siyasetçilerin içinde yeniyi simgeliyor. 

Magyar bir taraftan da Avrupa'da yükselen genel bir değişimin tipik özelliklerini içeriyor. Siyasette kirlenmemiş, yeni, genç, dinamik bir sima; karizmatik lider metaforu, iyi konuşma, güçlü hitabet; korkuları değil geleceğe umudu ön plana çıkarmak. Öncesinde bilinmeyen küçük bir partinin hızlı yükselişi. Böylece genç seçmeni yakalamak. Uçlara savrulan toplumu yeniden merkezde birleştirme iradesi... Bunu bir programla, ekonomik dönüşümle, adaletli gelir dağılımıyla birleştirip birleştiremeyeceği henüz şüpheli.

Daha önce Hollanda'da da benzer bir değişim olmuştu. Eşcinsel ve liberal aday, aşırı sağın ve yaşlı solun karşısında öne çıkmıştı. İtalya'da kadın lider Meloni, önceki krizlerde öne çıkan ve sonra sönen diğer küçük partilerin devamı olarak geldi. Meloni söylemini hala korkular ve eskiye özlem üzerinden sürdürüyor. Dağınık eğilimi ve yeniye dair bir önerisinin olmaması onun iktidarını önceki örnekleri gibi sona erdirecek. Fransa'da Macron'un siyasetsizliği, karşısında örgütlenemeyen muhalefetten besleniyor. Genç bir aday üzerinde buluşamamak, bölünmüş solun en büyük eksikliği.

Klişe tabirle enkaz devralan Magyar'ın yeni Macaristan'ı, nehrin iki yanını dengeli şekilde birbiriyle bağlamasıyla yükselişe geçebilir. Bunun için bir ekibe, programa ve planlara ihtiyacı var; dışarıdan bunlara sahip olup olmadığını kestirmek ise oldukça zor. AB tarafında ise Orban'ın düşüşü karar mekanizmasına nefes aldırsa da birlikte hareket etme kapasitesi zayıflayan örgütün yeniden toparlanmak için düşünsel birlikteliğe daha çok ihtiyacı var. Sosyal demokrasinin yükselişi ile güçlenen Avrupa'nın birlik olma arzusu yine bu ekolün düşüşüyle sona erdi. Merkez solun toparlanmasını sağlayacak güçlü bir eğilim ya da lider ise ortalıkta yok. Ama Orban benzeri isimler Orta Avrupa ülkelerinde hala mevcut.

Çok Okunan

Eski Kavramları Geri Getirmek

İnsanlığın Yoldan Çıkışı/Yol Arayışı

CHP'nin Eylemleri