Kayıtlar

Son Yayın

Ankara'da İşçi Direnişi

 Bağımsız Maden-İş'e bağlı maden işçilerinin Ankara'daki direnişi, son günlere damga vuran en önemli olay oldu. Önce Eskişehir'den Ankara'ya yürüyen, daha sonra Kurtuluş Parkı'nda oturma eylemine başlayan işçilerin çok temel bir talebi vardı: Maaşlarını almak. İşçilere her zamanki girip sol/sosyalist partiler destek verdi; özellikle TİP Genel Başkanı Erkan Baş, işçilerin açlık grevine destek vererek onlarla 1 haftaya yakın süreyi birlikte geçirdi. Yaşananlar, TEKEL direnişini hatırlattı. Sendika desteği/desteksizliği, kişisel çabalara bağlı kalma, partilerin tedirgin desteği, medyada duyurulmaya çalışılan talepler, 2010 yılında yine Ankara sokaklarına damga vurmuştu.  Benim gibi toplumsal hareketler çalışan bir akademisyen için bu tip eylemler her zaman önemlidir. Konunun tabii ki sendikal ilişkiler, çalışma hayatı, güvenlik vb bağlamlarda pek çok boyutu var. Özellikle DİSK'in eylemlere destek vermemesi çok eleştirildi. Kendi sendikalarına bağlı bir oluşumun önc...

Akademik Makale Yazmak

Bilimsel makale yazmak, akademisyenliğin temel işlerinden biridir. Tabii ki farklı bilim dallarında farklı pratikleri içerir. Ama kimi ortak noktalar da var. Bu yazıda biraz bu ortak noktaları, temel doğruları, olanları ve olması gerekenleri irdeleyeceğim. Ben bunların çok iyi yapıyorum diye değil, ama hem sesli/yazılı düşünme, birlikte düşünme hem de kendi yanlışlarımdan çıkardığım bazı eksikleri siz yapmayın diye… İş kısmından başlayacak olursak, ders anlatmak ve diğer idari işlerin yanında makale yazım süreci, biraz daha akademisyenin ve birlikte çalıştığı kişilerin becerileri, merakı ve motivasyonlarıyla ilgilidir. O açıdan daha kişisel alandan ilerleyen bir durum var. Yazma işinin mesleğe bakış, siyasal ve kültürel bakış açılarıyla bağlantılı olduğu söylenebilir. Hepimiz “publish or perish” (yayınla ya da yok ol) baskısı altındayız. Sayının içerikten daha önemli olduğu bir süreç bu. Genellikle, kötü örnekleri öne çıkararak, işini kötü yapmayı normalleştiren bir eğilim olduğu açı...

Macaristan Seçimleri

 12 Nisan'da Macaristan'da uzun süreli Viktor Orban iktidarını değiştiren seçimler, Türkiye'de oldukça yankı buldu. Orban önderliğinde Fidesz partisi 2010'dan bu yana iktidardaydı; öncesinde 1998-2002 arası iktidarı da var, bu haliyle Orban Macaristan demokratik tarihinin en uzun süre görevd kalan başbakanı oldu. Yerine seçilen Peter Magyar ise yine Fidesz'te siyaset yaparken partiden ayrılan, öncesinde çok bilinmeyen, Adalet Bakanı olan eşinin adının karıştığı bir skandal sonrası partiye dair eleştirileri geliştiren, sonra Haziran 2024'te Avrupa Parlamentosu seçimlerinde yükselişe geçerek, küçük bir partiyi kontrolü altına alıp muhalefetin aradığı yıldız haline gelen bir isim. 2017'deki yükselen aşırı sağ yazımdan bu yana, popülizm bağlamında öne çıkan Polonya ve Macaristan'ı takip ederim. Bir kaç yıl önce Polonya'da olan değişim bu kez Macaristan'da oldu; Türkiye'de de böyle bir değişimin olabileceği umudu, muhalif çevrelerde ses getirdi. ...

İnsanlığın Yoldan Çıkışı/Yol Arayışı

 ABD'nin Venezuela saldırısı, unutulmuş Grönland'a göz dikmesi, yine ABD'de göçmen polisinin güpegündüz sokak ortasında vurduğu insanlar, İran'daki protestolar ve bunlara yönelik şiddetli karşılık, Suriye'nin kuzeyindeki gelişmeler, Epstein belgeleri, altın fiyatlarının dalgalanması derken 2026 yılına hızlı bir giriş yaptık. Kişisel olarak her gündemi derinlemesine takip etmek gibi bir çabam yok. Hatta çoğunu önemsememeye çalışıyorum; her konuyu hızlıca anlamak ve yorumlamak mümkün değil. Bilimsel hiç değil. Popüler kültürün hızlı akışı da eklenince, artık bir şeylerden uzak kalmak, takip etmemek bir mutluluk haline geliyor.  Buna verilen biri isim de var: Joy of missing something out. Bir şeyleri kaçırma mutluluğu... Zaten öteden beri, çok okunan kitaplar, çok izlenen filmler, çok tüketilen ürünler gibi ikonik şeylere her zaman mesafeliyimdir. Şimdi bu durum çalışma alanım için de geçerli oldu: Popüler analizlerden uzak kalma isteği... Herkesin her şeyi bildiği, he...

Eski Kavramları Geri Getirmek

 Güncel gelişmelerin hızı ve dağınıklığı, onların nereye yerleştirilebileceğini zorlaştırdığı için eski kavramları kullanmak genel bir eğilim oldu. Emperyalizm, faşizm bunların son dönemlerde en sık hatırlananları. Saldırganlığın, otoriterliğin, yükselen şiddetin ve hesap verilemez oluşun bugün karşılık geldiği yeri bulmak oldukça zor. Popülizm bir ara bunları kapsayan geniş hacimli, esnek bir alan olarak iş görüyordu. Ondan önce postmodernizm bu dağınıklığı toparlamak için devreye girmişti. Eğer geçmişe dönülecekse benim önerimin feodalizm olduğunu önceki yazıda bahsetmiştim.  Bu savrulma halini küresel çapta bazı çıpalar geliştirerek dizginlemişti insanlık. Demokrasi ve insan hakları bunların genel başlıkları olarak işaretlenebilir. Azınlıkları, farklı olanı korumak; herkesin temel hakları olduğunu kabul etmek ve siyasal sisteme katılma sürecinde açık olmak... Herkes gücü yettiğince, örgütlenebildiği kadar sesini duyursun. Elitizm, zengin-fakir, kadın-erkek ayrımları, güç i...

Yüzyılın İlk Çeyreği Biterken...

 2025 yılı hem Türkiye hem de Dünya için büyük sorunlarla geçti; bundan sonrasında daha iyiye gidileceğine dair umutlar genel olarak azaldı. İnsanlık tarihi her zaman çeşitli düzeylerde krizlerin tarihidir ama bir şekilde bazı gelişmeler insana umut verir ve orada yeni başlangıçlar yapma azmi ilerler. Böyle bir azim ve kararlılığı geliştirecek noktalar gittikçe azalıyor. Esasen bu yıla özgü bir durum değil yaşananlar; geçen on yıllarla birlikte bu endişe gittikçe artıyor. Feodaliteden moderniteye oradan postmodern döneme geçişlerde, bu dönüşümleri sembolize eden gelişmeler olmuştur. Bilimsel gelişmeler, yeni buluşlar, yeni kitaplar, kavramlar vb. Günümüzün krizi biraz da felsefeden , düşünsel tartışmalardan uzaklaşan bir eğilimin genel sonucu. Yüzyılın ilk çeyreği biterken gelişmeye çerçeve çizecek yeni bir bakış açısının, bir kitabın, bir kavramın tartışılmasından ziyade, gelişmelerin hızına kapılıp gitmek normalleşti. Daha hızlı cevap ararken, sorunun ne olduğunu bile unuttuk. S...

CHP'nin Eylemleri

 19 Mart'tan bu yana süren İmamoğlu ve CHP'li belediyelere dair soruşturmalar ile ona eşlik eden CHP mitingleri, Türkiye'deki protesto ve eylem geleneğinde yeni bir dalga yarattı diyebiliriz. Çok sık karşılaşmadığımız, genellikle belirli gündemlerle bir iki kez yapılıp biten ya da sadece seçim dönemlerinde yoğunlaşan parti eksenli mitingler, bu kez uzun süreli bir olaya dönüştü. Parti-eksenli ya da parti-yönlendirmeli (party-driven) eylemler adıyla kategorize edilebilecek bu tip eylemlerle, ana muhalefet partisinin tepkisel zemini diri tutmaya çalıştığı, yerel seçimlerde yükselttiği oy oranından güç alarak kendi alanını genişletmeye çalıştığı aşikar.  Bir dönem bu blogta açık alandaki eylem ve protestoların listesini aylık düzende kayda geçirmiştim. Sonra onların içinde Geçinemiyoruz eylemlerini ayrı bir başlıkta akademik makale olarak analiz ettim. Sadece o dönemde değil, Türkiye'de genel olarak çekişmeci eylemlerin sistemi dönüştürücü gücünün eksikliğini de ayrıca y...