Akademik Makale Yazmak
Bilimsel makale yazmak, akademisyenliğin temel işlerinden biridir. Tabii ki farklı bilim dallarında farklı pratikleri içerir. Ama kimi ortak noktalar da var. Bu yazıda biraz bu ortak noktaları, temel doğruları, olanları ve olması gerekenleri irdeleyeceğim. Ben bunların çok iyi yapıyorum diye değil, ama hem sesli/yazılı düşünme, birlikte düşünme hem de kendi yanlışlarımdan çıkardığım bazı eksikleri siz yapmayın diye…
İş kısmından başlayacak olursak, ders anlatmak ve diğer idari işlerin yanında makale yazım süreci, biraz daha akademisyenin ve birlikte çalıştığı kişilerin becerileri, merakı ve motivasyonlarıyla ilgilidir. O açıdan daha kişisel alandan ilerleyen bir durum var. Yazma işinin mesleğe bakış, siyasal ve kültürel bakış açılarıyla bağlantılı olduğu söylenebilir.
Hepimiz “publish or perish” (yayınla ya da yok ol) baskısı altındayız. Sayının içerikten daha önemli olduğu bir süreç bu. Genellikle, kötü örnekleri öne çıkararak, işini kötü yapmayı normalleştiren bir eğilim olduğu açık. "Kötülüğün sıradanlığı", hayatın pek çok yanını ele geçirdiği gibi, bizim yazma işimizi de ele geçirdi diyebiliriz. Bundan çıkış yapmak istiyor muyuz, bence önce karar verilmesi gereken durum bu. İşimizi iyi yapmak ya da yapmamak…
Arendt’ten devam edecek olursak iş, emek, eylem ayrımı üzerinden, yazmanın iş olarak kalması, aslında genel bir sorun. Düşünür'ün İnsanlık Durumu kitabında incelediği gibi, iş ve emek hayatta kalmak için zorunlu olarak yapılan faaliyetlerken, eylem bir özgürleşme alanıdır. Bireyin kendi alanını özgürce kurabilme faaliyetini içerir. İş olarak kalan, teknikleşen, mekanikleşen her şey zamanla sorun yaratır. Bozulma eğilimi bütün enerji kaynaklarında var. Entropi… Arada bir makineleri/yapıları güncellemek, boyamak, bakım yapmak gerekir. Bizim işimiz için de bu bakım süreci, yeni şeylere ilgi duymak, meraklı olmak, okumak ve dünyayla ilgilenmektir.
Yazmak işini, yazmak eylemine dönüştürmek için, merak duyulan konuları, dert edilen sorunları artırmalıyız. Okumak, bu açıdan kaybetmememiz gereken bir alışkanlık. Bazen farklı disiplinlerden, alanlardan da okuyarak, bakış açımızı genişletmeye çalışmak, akademisyenliğin yazılı olmayan sorumluluklarından biridir diye düşünüyorum. Medeniyetler tarihi, kültür tarihi, bilim tarihi bilmek… En azından yaz aylarında bu yönde farklı okumalar yapmak gerekli.
Yazma dünyamızı ve iş yapma tarzımızı şekillendiren yapısal bir çerçeve var. Buna genel olarak hukuk diyebiliriz. Makale/tez yazmak hukuki bir iş. Buna eklenen akademik ahlak ve etik değerlerle birlikte çalışma alanımız şekilleniyor. Bunlara tamamen bağlı kalmak ile bunları yer yer par parça da olsa değiştirmek arasında bir gerginlik içerisindeyiz.
Anayasa ve ona bağlı kurumlar, YÖK ve ÜAK kuralları, akademik yükselme kriterleri, teşvik alma çabası bu çerçevenin bizim alanımızdaki genel noktaları. Tüm bu kısıtlar içinde bir yandan da bilimsel yenilik, farklılık, tespit yapmak istiyoruz. Bu genel olarak akademinin gerginliği… Var olan durumu överek, eldeki makineyi, prosedürü, işleyişin harika olduğunu savunarak bilim yapmak mümkün değil. Bilimsel ilerleme, eldeki verilerin tespitini yapmak ve bunun açıklarını, eksiklerini görmekle ilgili. Dolayısıyla her yazı, her bilimsel çaba, var olan eksiklerin biraz daha iyiye gitmesi, buna bağlı olarak da çerçevenin genişlemesi mücadelesidir.
Bilgi üretmek, tartışmaya katılmak ve literatüre katkı sağlamak. Makalenin genel amaçları bunlardır. Herhangi bir yazıyı bilimsel yapan şey, bu süreçte neden ve sonuç arasında mantıksal bir bağ kurmakla ilgilidir. Diğer deyişle nedenden nasıla doğru bir yolculuk. Genellikle sonuca odaklanmak, nedenlerin gözden kaybolmasına yol açıyor. Pratiğe, uygulamaya yönelik aşırı vurgu, teorik çerçevenin hızlıca verilip geçilmesi gereken bir şey olarak görülmesi burada ana sorun. İkisi arasında denge kurmak en iyisi.
Teorik çerçeve zoraki verilip geçilmesi gereken bir aşama değil, sizin bu çalışmayı hangi bakış açısıyla yaptığınızın çerçevesini oluşturur. Teoriye karşı küçümseyici, uygulama, alan araştırmasına yüceltici tavır var. Bu kolonyal bir bakış açısı; teoriyi Batılılar yapar, biz onlara data veririz! Sadece sayılarla verilerle özgün olmak mümkün değil. Sayılar, uygulama, somut bilgi tabii ki önemli ama bunun teoriyle bağlantısını kurmak da önemli.
Bu yolculukta dengeyi bozan şeyler var. Makaleye getirdiği puan, teşvikteki karşılığı diye bakıyorsak, arabayı atın önüne koymuşuz demektir. İlerlemekte biraz zorlanırız! Bunlar önemsiz demiyorum, ama çıtayı aşağı çeken yapısal baskılar diyorum. Evet çerçeve bizi belirliyor, buna paradigma da diyebiliriz ama bunu genişletmek değiştirmek mümkün. Thomas Kuhn’un bilimsel devrimlerin yapısı tartışmasına bakılabilir…
Çalışmanın sorusu, yazının genel omurgasını oluşturur. İyi soru, iyi makale yazdırır. Soruyu bizden önce soran, akıl eden birileri olma ihtimali yüksek! Bambaşka bir çalışma, söylenmemiş birer söz söylemek belki mümkün değil ama yine okyanusta bir damla misali, bize özgü, bizden çıkan bir iki cümle, kavram ya da eğilim geliştirmek önemlidir.
Türkçe literatürdeki yazıların önemli bir kısmı ne yazık ki ya sadece ne oldu, kim ne dedi, ne zaman gerçekleşti şeklindeki betimleyici diyebileceğimiz kuru bir anlatıma takılı kalıyor. Bunu aşmak için yapılması gereken yollardan biri her bir aşamada yeni alt sorular geliştirmek.
Çalışmanın bağlamı ve sorunsalı diğer önemli eksenler. Neden bu yönde bir çalışma yapıldığını tam olarak netleştirmeliyiz.
Yazı deneyimini geliştirmek için önce iyi okumak gerekiyor. Kendimize çıpa belirlediğimiz birkaç ulusal ve uluslararası dergiyi düzenli takip etmek iyi bir alışkanlık olabilir. Üniversitelerin abone olduğu veri tabanı üzerinden e-kitaplara ulaşmak mümkün. Kütüphaneleri kullanıcıların iyileştirdiğini hatırlatmak gerekli. İstediğimiz kitapları kütüphanecilere bildirebiliriz. Ayrıca Toplu Katalog (TOKAT) sistemi de Türkiye’deki bütün kütüphanelere ulaşmanızı sağlıyor.
Literatür taraması, bibliyografya çıkarmak ya da kaynakçayı şişirmek değildir. Konuyla ilgili kim ne yaptı ve ben bunların üstüne ne yapacağımı ortaya koymaktır. Seçici bir okuma – tarama yapmak gerekiyor. Alanın temel isimlerine atıf yapmak, sonra bunun nasıl değiştiğini vermek gerekli.
Nasıl daha iyi yazabilirim? İyi okumak ve küçük yazma deneyleri yapmak da iyidir. Akademik olmayan yazılarla başlamak…Akademik düzeyde yazının önce alt seviyelerde geliştirilmesi gerekiyor. Bunun için önceki dönemlerde popüler bilim dergilerinde, aktüel dergilerde yazı yazmak bir yoldu. Daha akademik olarak önce kitap tanıtımları, vaka incelemeleri yazmak bir yol olabilir. Bilimsel dergilerimizde bu alt başlıklarda yazı/alan açmak gerekiyor. Kişisel olarak ben blog yazılarıyla ilerledim.
İş kısmından başlayacak olursak, ders anlatmak ve diğer idari işlerin yanında makale yazım süreci, biraz daha akademisyenin ve birlikte çalıştığı kişilerin becerileri, merakı ve motivasyonlarıyla ilgilidir. O açıdan daha kişisel alandan ilerleyen bir durum var. Yazma işinin mesleğe bakış, siyasal ve kültürel bakış açılarıyla bağlantılı olduğu söylenebilir.
Hepimiz “publish or perish” (yayınla ya da yok ol) baskısı altındayız. Sayının içerikten daha önemli olduğu bir süreç bu. Genellikle, kötü örnekleri öne çıkararak, işini kötü yapmayı normalleştiren bir eğilim olduğu açık. "Kötülüğün sıradanlığı", hayatın pek çok yanını ele geçirdiği gibi, bizim yazma işimizi de ele geçirdi diyebiliriz. Bundan çıkış yapmak istiyor muyuz, bence önce karar verilmesi gereken durum bu. İşimizi iyi yapmak ya da yapmamak…
Arendt’ten devam edecek olursak iş, emek, eylem ayrımı üzerinden, yazmanın iş olarak kalması, aslında genel bir sorun. Düşünür'ün İnsanlık Durumu kitabında incelediği gibi, iş ve emek hayatta kalmak için zorunlu olarak yapılan faaliyetlerken, eylem bir özgürleşme alanıdır. Bireyin kendi alanını özgürce kurabilme faaliyetini içerir. İş olarak kalan, teknikleşen, mekanikleşen her şey zamanla sorun yaratır. Bozulma eğilimi bütün enerji kaynaklarında var. Entropi… Arada bir makineleri/yapıları güncellemek, boyamak, bakım yapmak gerekir. Bizim işimiz için de bu bakım süreci, yeni şeylere ilgi duymak, meraklı olmak, okumak ve dünyayla ilgilenmektir.
Yazmak işini, yazmak eylemine dönüştürmek için, merak duyulan konuları, dert edilen sorunları artırmalıyız. Okumak, bu açıdan kaybetmememiz gereken bir alışkanlık. Bazen farklı disiplinlerden, alanlardan da okuyarak, bakış açımızı genişletmeye çalışmak, akademisyenliğin yazılı olmayan sorumluluklarından biridir diye düşünüyorum. Medeniyetler tarihi, kültür tarihi, bilim tarihi bilmek… En azından yaz aylarında bu yönde farklı okumalar yapmak gerekli.
Yazma dünyamızı ve iş yapma tarzımızı şekillendiren yapısal bir çerçeve var. Buna genel olarak hukuk diyebiliriz. Makale/tez yazmak hukuki bir iş. Buna eklenen akademik ahlak ve etik değerlerle birlikte çalışma alanımız şekilleniyor. Bunlara tamamen bağlı kalmak ile bunları yer yer par parça da olsa değiştirmek arasında bir gerginlik içerisindeyiz.
Anayasa ve ona bağlı kurumlar, YÖK ve ÜAK kuralları, akademik yükselme kriterleri, teşvik alma çabası bu çerçevenin bizim alanımızdaki genel noktaları. Tüm bu kısıtlar içinde bir yandan da bilimsel yenilik, farklılık, tespit yapmak istiyoruz. Bu genel olarak akademinin gerginliği… Var olan durumu överek, eldeki makineyi, prosedürü, işleyişin harika olduğunu savunarak bilim yapmak mümkün değil. Bilimsel ilerleme, eldeki verilerin tespitini yapmak ve bunun açıklarını, eksiklerini görmekle ilgili. Dolayısıyla her yazı, her bilimsel çaba, var olan eksiklerin biraz daha iyiye gitmesi, buna bağlı olarak da çerçevenin genişlemesi mücadelesidir.
Bilgi üretmek, tartışmaya katılmak ve literatüre katkı sağlamak. Makalenin genel amaçları bunlardır. Herhangi bir yazıyı bilimsel yapan şey, bu süreçte neden ve sonuç arasında mantıksal bir bağ kurmakla ilgilidir. Diğer deyişle nedenden nasıla doğru bir yolculuk. Genellikle sonuca odaklanmak, nedenlerin gözden kaybolmasına yol açıyor. Pratiğe, uygulamaya yönelik aşırı vurgu, teorik çerçevenin hızlıca verilip geçilmesi gereken bir şey olarak görülmesi burada ana sorun. İkisi arasında denge kurmak en iyisi.
Teorik çerçeve zoraki verilip geçilmesi gereken bir aşama değil, sizin bu çalışmayı hangi bakış açısıyla yaptığınızın çerçevesini oluşturur. Teoriye karşı küçümseyici, uygulama, alan araştırmasına yüceltici tavır var. Bu kolonyal bir bakış açısı; teoriyi Batılılar yapar, biz onlara data veririz! Sadece sayılarla verilerle özgün olmak mümkün değil. Sayılar, uygulama, somut bilgi tabii ki önemli ama bunun teoriyle bağlantısını kurmak da önemli.
Bu yolculukta dengeyi bozan şeyler var. Makaleye getirdiği puan, teşvikteki karşılığı diye bakıyorsak, arabayı atın önüne koymuşuz demektir. İlerlemekte biraz zorlanırız! Bunlar önemsiz demiyorum, ama çıtayı aşağı çeken yapısal baskılar diyorum. Evet çerçeve bizi belirliyor, buna paradigma da diyebiliriz ama bunu genişletmek değiştirmek mümkün. Thomas Kuhn’un bilimsel devrimlerin yapısı tartışmasına bakılabilir…
Çalışmanın sorusu, yazının genel omurgasını oluşturur. İyi soru, iyi makale yazdırır. Soruyu bizden önce soran, akıl eden birileri olma ihtimali yüksek! Bambaşka bir çalışma, söylenmemiş birer söz söylemek belki mümkün değil ama yine okyanusta bir damla misali, bize özgü, bizden çıkan bir iki cümle, kavram ya da eğilim geliştirmek önemlidir.
Türkçe literatürdeki yazıların önemli bir kısmı ne yazık ki ya sadece ne oldu, kim ne dedi, ne zaman gerçekleşti şeklindeki betimleyici diyebileceğimiz kuru bir anlatıma takılı kalıyor. Bunu aşmak için yapılması gereken yollardan biri her bir aşamada yeni alt sorular geliştirmek.
Çalışmanın bağlamı ve sorunsalı diğer önemli eksenler. Neden bu yönde bir çalışma yapıldığını tam olarak netleştirmeliyiz.
Yazı deneyimini geliştirmek için önce iyi okumak gerekiyor. Kendimize çıpa belirlediğimiz birkaç ulusal ve uluslararası dergiyi düzenli takip etmek iyi bir alışkanlık olabilir. Üniversitelerin abone olduğu veri tabanı üzerinden e-kitaplara ulaşmak mümkün. Kütüphaneleri kullanıcıların iyileştirdiğini hatırlatmak gerekli. İstediğimiz kitapları kütüphanecilere bildirebiliriz. Ayrıca Toplu Katalog (TOKAT) sistemi de Türkiye’deki bütün kütüphanelere ulaşmanızı sağlıyor.
Literatür taraması, bibliyografya çıkarmak ya da kaynakçayı şişirmek değildir. Konuyla ilgili kim ne yaptı ve ben bunların üstüne ne yapacağımı ortaya koymaktır. Seçici bir okuma – tarama yapmak gerekiyor. Alanın temel isimlerine atıf yapmak, sonra bunun nasıl değiştiğini vermek gerekli.
Nasıl daha iyi yazabilirim? İyi okumak ve küçük yazma deneyleri yapmak da iyidir. Akademik olmayan yazılarla başlamak…Akademik düzeyde yazının önce alt seviyelerde geliştirilmesi gerekiyor. Bunun için önceki dönemlerde popüler bilim dergilerinde, aktüel dergilerde yazı yazmak bir yoldu. Daha akademik olarak önce kitap tanıtımları, vaka incelemeleri yazmak bir yol olabilir. Bilimsel dergilerimizde bu alt başlıklarda yazı/alan açmak gerekiyor. Kişisel olarak ben blog yazılarıyla ilerledim.
Makalede başlık çok uzun olmamalı. Bazı dergiler toplam kelime sayısı kadar başlık için de bir sınır oluyor. Yazının girişi ilk okunan yer olarak önemli. Ne anlatacaksınız, nasıl anlatacaksınız, yöntem ve bunu neden tercih ettiğinizi belirtmelisiniz. Bu yazının öncekilerden farkı ne? Okuyucuyu yazının geri kalanına hazırlamak ve devamını okumaya teşvik etmek gerekli.
Akademik dil; anlaşılmayan uzun cümleler, pasif cümle kurgusu… Her biri ayrı bir sorun. Ben ile başlayan cümleler, özellikle feminist literatürde öne çıkıyor. Uzun cümleler kafa karışıklığını gösterir. Basit yazmak zordur. Mümkün olduğunca cümleleri kısaltmak iyidir.
Atıf yapmak, akademik makale yazmanın bir diğer önemli ekseni. Hem yasal zorunluluk hem ahlaki gereklilik. Burada da bir denge gerekli. Atıfların niye yapıldığı, neye yaradığı önemli. Okuyucuyu bu konuda ek araştırma yapmaya teşvik etmesi ve bu alanda yapılmış konular hakkında bilgi vermesi gerekiyor Ayrıca, sizin bu alandan çektiğiniz bilgileri nasıl ele aldığınız önemli. Sadece desteklemek için değil eleştirmek için de atıf yapılabilir.
Atıf yapmak, akademik makale yazmanın bir diğer önemli ekseni. Hem yasal zorunluluk hem ahlaki gereklilik. Burada da bir denge gerekli. Atıfların niye yapıldığı, neye yaradığı önemli. Okuyucuyu bu konuda ek araştırma yapmaya teşvik etmesi ve bu alanda yapılmış konular hakkında bilgi vermesi gerekiyor Ayrıca, sizin bu alandan çektiğiniz bilgileri nasıl ele aldığınız önemli. Sadece desteklemek için değil eleştirmek için de atıf yapılabilir.
Yazmak işini, bilimsel faaliyete dönüştürmek bu ve benzeri pek çok aşamayı barındırıyor. Bilimsel olanı, nedeni ve nasılı dengeli biçimde sürdürmek için hepimize kolay gelsin.