Eski Kavramları Geri Getirmek

 Güncel gelişmelerin hızı ve dağınıklığı, onların nereye yerleştirilebileceğini zorlaştırdığı için eski kavramları kullanmak genel bir eğilim oldu. Emperyalizm, faşizm bunların son dönemlerde en sık hatırlananları. Saldırganlığın, otoriterliğin, yükselen şiddetin ve hesap verilemez oluşun bugün karşılık geldiği yeri bulmak oldukça zor. Popülizm bir ara bunları kapsayan geniş hacimli, esnek bir alan olarak iş görüyordu. Ondan önce postmodernizm bu dağınıklığı toparlamak için devreye girmişti.

Eğer geçmişe dönülecekse benim önerimin feodalizm olduğunu önceki yazıda bahsetmiştim. 

Bu savrulma halini küresel çapta bazı çıpalar geliştirerek dizginlemişti insanlık. Demokrasi ve insan hakları bunların genel başlıkları olarak işaretlenebilir. Azınlıkları, farklı olanı korumak; herkesin temel hakları olduğunu kabul etmek ve siyasal sisteme katılma sürecinde açık olmak... Herkes gücü yettiğince, örgütlenebildiği kadar sesini duyursun. Elitizm, zengin-fakir, kadın-erkek ayrımları, güç ilişkileri hala var olsa da herkesin minimum düzeyde varlığının kabulü ve bunun sürece müdahalesinin açık uçlu oluşu kabul edilmişti. Sesini duyurup bunu senin yerine yapacak birilerini bulmak: Temsilci seçme hakkı. Herkesin temsilci olma ihtimaliyle beraber yükselen yeni olasılıklar... 

1968 kuşağı süreci hızlandırdı diyebiliriz. Hiç bir hak mücadele edilmeden tam anlamıyla kazanılmadı. Bundan sonra ise nasıl bir demokrasi sorusu devreye girdi. Nasıl müdahale edeceğiz? Sadece seçimlerle mi, yoksa sivil toplum, kitle iletişim araçları, eylem ve protestolar da devreye girecek mi? Seçimlerle sınırlı kalan demokrasiler artık yeterli görülmezken katılım kanallarını geliştirebilenler öne çıktı. 

Liberal demokrasi, bireyin tercihlerini ifade edebildiği bir alan olarak bu tercilerin karşılık bulduğu alanları öncelikle piyasanın varlığıyla eşleştirdi. Batı'da yükselen bu model, serbest piyasa olmazsa demokrasi olmaz denklemini yarattı. Demokrasi halkın yönetimiyse, bu hak tercihlerde bulunup tüketim yapan, ticaret yaparak alışverişle etkileşim kuran bir kitle gibi düşünüldü. Bu süreçlerin hepsi bireyin rasyonel bir varlık olduğunu gösterecek alanlardı. Piyasada kendisi için doğru-yanlış olanı seçebilecek olan rasyonel birey bunu temsilci seçme işinde de yapabilirdi. Demokrasi yarışma ve rekabet olarak kodlandı. Böylece kapitalizm-demokrasi denklemi Batı'nın ana yolu oldu. Batı dediğimiz yer de Avrupa'dan ABD'ye kayarken, ABD tarzı demokrasi, iki seçenek arasında tercihe ve özel alandaki özgürlük şeklinde sınırlandı. Küreselleşme ile beraber kapitalizm bütün dünyaya yayılırken demokrasinin, yarışma ve rekabet eksenli temsilci seçme işinin de yayılacağı varsayıldı.

Ama olmadı. Kapitalizm, parasal akışlar, tüketim, tercihler ilerledi, gelişti ve çok boyutlu hale geldi. Demokrasinin ise aynı düzeyde ilerlemediğini gördük. Biz özel alanımızda rahatça yaşarken bizim için konuşacak temsilci seçme işi, süreci daha stabil hale getirmekten uzaklaştı. 

Bugünün krizi kapitalizmle demokrasi bağının kopmaya başlaması ile ilgili. Bir açıdan iyi; çünkü bu ikisi doğal olarak birlikte değildi. Bu bir yaratım süreciydi. Feodalizmden böyle çıkılmıştı. Burjuvanın parasal gücünü siyasal güce çevirmesi, emekçi kitlelerin devamında sürece müdahalesi, kadınların, siyahların, diğer tüm dışarıda bırakılanların payını alma isteği. Pasta büyürse bunların payı da büyür zannedildi ama ekonomik pay adaletli dağılmadı. Ranciere'in tabiriyle payını alamayanların müdahalesi, modernleşme sürecinin demokratikleşmesini sağlamıştı. Siyaset bu demokratik müdahale alanlarını açık tutabildiği ölçüde, halkın yönetimiyle birlikte ilerledi. Diğer tüm zamanlarda şiddet ve baskı koşulları vardı.

Günümüzde halkın müdahale kanalları gittikçe azaldı. Temsilci seçme işinin sorun çözmediği, sivil toplum ve medya aracılığıyla müdahalelerin etkisiz ya da imkansız olduğu bir süreçte şiddet eylemleri yeniden devreye girdi. Devletler üye oldukları uluslararası örgütlerin belirlediği kriterleri kabul etmiyor. Bu başkaldırı, egemenlik gösterisi olarak bir güç ve anlam ifade edebilir. Bir tür ergenlik histerisi: Aileye karşı çıkış. 

Ama kılıcını/silahını hızlı çekenin iyi olduğu döneme feodalizm diyoruz. Bugün ilişkiler yeniden kişiselleşirken, güç kullanmanın tek yol olduğu yerel, ulusal ve uluslararası düzlemlerde feodalizme geri dönmüş durumdayız. Bizi o dönemlerden çıkaran şeyin, yerel sorunlara takılmadan dünyayı bir bütün olarak düşünmenin, coğrafi keşiflerin, biraz macera ve arayış tutkusunun, bilimsel yöntemlerle yeni tespitler yapma isteğinin olduğunu unutmamak lazım. 

Yeni bir Aydınlanma bütün insanlığı daha iyi hale getirecek. Halihazırdaki sorunlar, bu Aydınlanma sürecini hala denememiş ya da özümsememiş olanların elinden yükseliyor. Herkesin yerine bazılarının doğruları üzerine kurulu düzen, diğerlerinin başkaldırılarıyla karşılaşacak ve diyalektik denge bir yerde kendini gösterecek. Umarım görebiliriz.

Çok Okunan

CHP'nin Eylemleri

Üniversite, Diploma, Meslek... Asıl Sorun Bilgi.

Türkiye'de Açık Alanda Eylem ve Protestolar - Eylül 2021